yeniden nefes almak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeniden nefes almak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bahar Hoşluğu

"Ne çok mutluyum bir bilse Dünya..." diye başlamak istiyorum. İşte sırf bu yüzden, uzun zaman sonra ilk defa yazdığım bu yazıda elimden geldiğince saçmalamamaya çalışarak (muhtemelen de bol bol saçmalayarak) bir şeylerden bahsedeceğim. Neler anlatacağımı  ben de hiç bilmiyorum, sadece yazacağım. Çünkü neden mutlu olduğumu anlatamayacak kadar çok mutluyum. Üstelik hiçbir şeyden ötürü. Bakın şimdiden saçmalamaya başladım. Bu benim için iyiye işaret. Çünkü yazamasaydım saçmalayamazdım. Yazıyorum ki saçmalıyorum. Yaşıyorum ki mutluyum. Derin mevzular bunlar. Mutluyken sığ sularda yüzmek lazım...

Tamam tamam. Bir çıkış noktası buldum sanırım; Bahar. Özellikle bugün dışarıda çok güzel bi bahar vardı. Sanırım bu kadar mutlu olmamın altında yatan nedende bu. Bahar ve Güneş. Normalde sıcağı hiç mi hiç sevmem. Ama bugün az kalsın Güneş'e aşık olacaktım. Hangimiz daha mutlu bilemedim. Sıcaklığı tam kıvamındaydı. O öyle davranınca rüzgâr da gerektiği gibi serinletebiliyordu. 

Bitti. Son. Başka aklıma bir şey gelmiyor, üzgünüm. Onca hikayenin sonuna (istemeyerek de olsa) "SON" yazan ben şimdi durdum kaldım. Başta okul, sonra uzun süredir gerçek manada okumamak ve uzun süredir gerçek manada yazmamak beni bu kısırlığa düşürdü sanırım. Ziyanı yok ama. İçimde bir burukluk var ama oldukça kırılgan ve de şeffaf. Arkasını göremediğim için byzlu cama benzetiyorum. Ve yine, "Ziyanı yok dostlar," diyorum. Çünkü hodbince mutluyum. Dahası var mı? Hatta bir insanın bu kadar çok mutlu olması doğru mu diye içten içe sorguluyorum. Çünkü mutluluğumun bir nedeni yok. Herşey yolunda olduğu için böyleyim sanırım. Ve ben bunu mutluluk sanıyor olabilirim. (Şşşt, sakın içimdeki ses bunu duymasın. İleride aleydimde delil olarak kullanabilir.)

Elbet yeni hikayeler doğacak ve yarım kalanlar layık olduğu kağıda kavuşacaktır. Şimdilik bırakalım uyusunlar. Belki benim sahip olduğum duygular bir şekilde onlara da ulaşıyordur ve o duygulardan besleniyorlardır. Kim bilir...

Herşey yolunda. Yeni dostlar edinmekten mutluyum. (Kimisini yanlış ve erken seçsem de...) Okulumdan memnunum. (Ders saatinden daha uzun süre dersin başlamasını beklesem de...) Ve vizelere iki hafta kalmasına rağmen bazı dersler hakkında hiçbir bilgim olmamasına rağmen herşeyden memnunum. Hayatımda ilk defa, sınıfın en çalışkan öğrencisi değil belki ama en çabalayan öğrencisi oldum. Bu durum da beni mutlu ediyor. Birkaç şey daha var. Ama hepsini buraya yazacak değilim. Hemen şimdi bir denklem kursak, eşittir işaretinin ardında Mutluluk olurdu. Bu kadarnı bilmeniz yeterli. Bu yazının kilidini açan şey ise o denklemdeki X değerini bulmam oluyor. X yerine Bahar yazınca denklem sağlanıyor.

Yeterince saçmaladım sanırım. Başka bi zaman olsa belki bu yazı daha güzel olabilirdi, bunun için hiç sıkılmadan tekrar tekrar düzeltmeler yapardım. Ve yine başka bi zaman olsa bu yazıyı hiç beğenmez, SON yazmadan hemen önce delete tuşuna basardım. Ama şimdi ikisini de yapmayacağım. Öylece paylaşıyorum blogumda. Neden mi? Çünkü mutluyum. Hem de çok. Dahası?

Not'umsu: Başı ve sonu olmayan, an an aklıma gelen ve kimin söylediğini henüz bilmediğim diyaloglardan bir pasaj. Onu da aylaşmak istedim;
"...Gülmesene Jodi, gerçek söylüyorum. Bu hissettiklerinin ortak bir adı var. İnsanın içinde bir yerlerde hep.varmış bu duygular. Ama sadece kış güneşi doğarken yada ilk defa bir yabancıyı severken farkediliyormuş. Tam hatırlamıyorum ama "Bahar Hoşluğu" ya da buna benzer bir ismi vardı..."


S  O  N

A.Kemal Ünsaçan
25•III•15


Huzurun Sessizliği

Bir insan en fazla ne kadar mutlu olabilir? Bünyesi ne kadarını kaldırabilir? Sanırım ben bu sınıra çoktan ulaştım. İki ay önce apartmandan çıkıp bahçeli eve taşındığımız günden bu yana durum böyle. Mutluluğun sınırı demiştim ama bu farklı bir sınır. Hani rekorlar olur ya. Birisi 100 metre koşar, daha sonra bir başkası çıkıp 200 metre koşar ve diğerinin rekorunu kırar. Öyle sınırlardan işte benimkisi. Mutluluğum her gün daha da bir artıyor. Bence mutlulukların sınırı hiç olmamalı.

Sorumu değiştirmek istiyorum. Yeşil ve mavi bir araya geldiği zaman insanı ne kadar mutlu edebilir? Aslında görebilen için bunun da bir sınırı yoktur. Gökyüzü milyonlarca yıldır hep aynı yerde. Ama apartmanların betondan öte soğuk duvarları insana; ne gökyüzünün maviliğini gösteriyor, ne de ağaçların yeşilliğini. Apartmandan bakan bir göz için bu değerler tamamen farklı bir havaya bürünüyor. Ama bahçesi olan bir ev öyle mi? Değerli bir hocamın da söylediği gibi, bahçeli bir evde insan yaşadığının farkına varıyor.

Bahçeye çıkınca rüzgarın esintisini hissedebilirsiniz. Apartmanın aksine, Güneş'i doğuşundan batışına kadar görebilirsiniz. Horoz sesleriyle uyanıl, tavukların hangi zamanlarda yumurtladığını duyabilisiniz. Çiçeklerle konuşup gelişimlerine katkı sağlayabilirsiniz. Büyümekte olan yavru kedilerin yaşantısına şahitlik edip kalbinizde bir yerlere dokunduklarını hissedebilirsiniz. Köpek sesleri, kedi sesleri, cıvıl cıvıl kuşların ve akşamları şarkı söyleyen ağustos böceklerinin sesleri. Yaşamayı değerli kılan ama çoktan unutulmuş değerler bütünü bunlar. İplere asılmış; kurutulan biberlere, patlıcanlara, bir tepsiye yayılmış dömeteslere şahitlik edersiniz. Daha ne olsun? Canınızın her istediğinde dalından koparılıp yenilen meyvelere hiç girmiyorum bile. Ayrıca bu havayı soluyan komşularınızda tıpkı sizin gibi oluyor. Artık komşu olmaktan çıkıyor be aileden biri halini geliyor. Aynı duvarları paylaştığınız komşuların aksina, aynı havayı solumak sizi onlarla bir bütün haline getiriyor.

İki gündür burada havalar çok güzel. Kısa süre önce hava koşulları, kalın giysiler giydirecek kadar sertleşmişti ama iki gündür yeniden yaz gelmiş gibi. Soğuk havalar gelince bahçeye çıkamadığımız için bu iki günü dolu dolu değerlendirdik. Her şey ateşin icadı ile başladı. :) Önce zevk için küçük bir ateş yaktık. Sonra, ateşte lezzetli olur, biraz soğan pişirelim diye düşünürken; patatesti, domatesti, kır kahvaltısı oldu çıktı. Odun ateşinin közüne koyulmuş çaydanlıkta cabası. Sonrasında hiç durulurmu. Ortaya birde sac çıktı ve saç kavurması yaptık. 

Dün böyle geçmişti. Bu gün hava yine güzel olunca soluğu bahçede aldık. Bu kez sacda patlıcanlar közlendi. Elbette kışa hazırlık için közlendk ama üç beş tanesinin de bilahire ifadesini aldık. Yine ateş, yine çay. Bir insan apartmanda bu kadar mutlu olabilir mi? Özellikle bizim taşınmadan önceki apartmanımızda olduğu gibi vandal insanlarla birlikte yaşıyorsanız sorunun cevabına imkansızdan bile yetersiz kalır. O yerdeki mutluluklar pilastik çiçekler gibidir.

Şimdi düşünüyorum da, önceki yaşamımız bir ritüele dönüşmüştü. Her sabah uyan, yemek ye, o ortamda nasıl yaşayabilirsen öyle yaşa, yemek ye, televizyona bak, tekrar yemek ye ve ertesi gün uyanabilmek umuduyla uyu. Yaşam bu mı sizce? Telefonlarda bir uygulama olsa, apartman ve bahçeli evi birebir karşılaştıran bir liste sunsaydı varın siz tahmin edin neler olurdu. Yoksa uygulama, bu ne cürret deyip hata mı verirdi? Şehrin hangi albenisi, burada, bir akşam vakti yere uzanıp yıldızları izlemenin büyüsüyle boy ölçüşebilir?

Şimdi; kendimi hiç olmadığım kadar mutlu ve huzurlu hissederken, batmakta olan Güneş'i perdeleyen ağaç yapraklarının altında uzanırken, hafif hafif esen rüzgar beni çok uzaklara alıp götürürken, tüm sıkıntılarımın içinde bulunduğum anın verdiği huzurla eriyip ezildiğini hissederken ne söyleyebilirim ki? Sinek ve arıları kaçırmak için yakılmış mis gibi kokan hahve kokusu bile başlı başına mutluluk sebebi. Kelimeler böyle anlarda yeterli olur mu? Bu duygular içerisinde size tek tavsiyem, imkanınız varsa apartmanlarınızı bir an önce terk edip bahçelj evlere taşınmanız. Tek temennim, bir an öce herkesin, duyguları zehirleyen beton evlerden kurtulması.

Bizler bu güzel günlerimize, geçmiş zamanların yaşanmamışlıklarını sığdırarak içinde bulunduğumuz anın tadını çıkarıyoruz. Ne geçmişin hüzünlü yüzü, ne geleceğin meçhul çehresi bizi içinde bulunduğumuz andan sıyırıp alamıyor. Bütün bunlar, farkında olunarak yaşanılan bir rüya olsa gerek. Eğer öyleyse hiç uyanmak istemiyorum. Bu Dünaya'nın cennetinden gerçek cennete dek..

En içten sevgilerimle..


A.Kemal Ünsaçan 
07•IX•13

ÇAYIMA DÜŞEN GÖKYÜZÜ



Özgürlük Nedir?

Bu kavram için herkesin kendine has bir açıklaması vardır. Kimisi zengin olmak der, kimisi özgür bir toprakta yaşamak der, kimiside hayatın kurallarına bağlı kalmamak der. Benim söylemek istediğim bunlardan tamamen farklı. "Kendi ayakları üzerinde durabilmektir özgür olmak" diyorum ben. Ama deyim anlamında değil, gerçek manada söylüyorum bunu.

Aslında bu yazıyı daha önce yazacaktım ama sağ elimde bir haftadır iğne takılı olduğu için yazamadım. Tam bir hafta, sağ koluma fiziksel ve zorunlu bir oruç tutturdum diyebilirim. Empati yapabilen birileri durumumu anlayacaktır. Yapabileceklerim yapamıyacaklarımdan fazlaydı. Bunun psikolojik etkiside cabası.

Nihayet dün serum tedavisi tamamlandı da iğneyi çıkarabildik. Bileğimi şöyle bir büktüm ve özgürlüğüme kavuştum. Hem iğnenin takılı olmaması hemde serumun verdiği olumlu etkiyle haraketlerimi kendi başıma kontrol eder hale geldim. Bu da özgürlük değilse eğer, özgürlüğün ne olduğunu birisi çıkıp bana anlatsın. Kimseye tutunmadan ayakta durmak, gönlünün istediği gibi ister tatlı ister tuzlu yemeklerden tatmak en önemliside yemeğini kendi elinle yemek, işte bu özgürlüğün ta kendisi. Şimdi onunla tanışabilirsiniz. Sizde ayağa kalkın ve sahip olduğunuz özgürlüğün farkına varın. Gerisini boşverin. Hayat ve olaylar bir şekilde yoluna giriyor. Sadece nefes alın. Hayatta sahip olduğunuz tek şey bir çakıl taşı bile olsa buna sevinin. O taşları biriktirerek mutluluğunuzu kaltlayın. Sahip olamadıklarınıza üzülmeyin. Ellerinizi kaldırın ve çırpın, sevinin yahu. Eliniz var, diliniz var en önemlisi aklınız var. Gerisine üzülmeyin, sadece mutlu olun. Size bakıp başkalırıda sizin varlığınızdan mutluluk duysun. Gülümsemenizi çevrenize dağıtınki onlarda farkına varsın kendi kişisel özgürlüklerinin. Elinizde büyük bir hazine var. Lütfen bunu değerlendirin ve ona göre yaşayın. Dış etkenlerin sizi üzmesine izin vermeyin.
En içten sevgilerimle..

Kemal Ünsaçan
11•II•13


Yeniden Nefes Almak


Ara verdiğim okuluma dün ilk adımımı attım. Artık İç Mimarlıkta 3.Sınıftayım bu yıl. 

Okula 1 sene ara vermiştim. Ara sona erdi ve yavaş yavaş derslere başlamaya karar verdim. Başlığın ismini yazmama sebep olan şey ise bir arkadaşımın "Peki nasıl bir duygu?" Sorusu oldu. Çünkü sağlık sebeplerinden dolayı uzun zamandır ne okula gittim ne de derslerle ilgilendim. Kelimenin tam anlamıyla dün yeniden nefes almaya başladım. Uzun zamandır içinde bulunduğum psikolojik durum zaman zaman beni bunalım noktasına getirmişti. Dün itibariyle bu durumdan kendimi uzaklaştırıp her şeye kaldığım yerden devam etmeye karar verdim. Ama bu zaman içerisinde bana büyük destek olan insanlara, kitaplarıma ve tablet bilgisayarıma teşekkürü borç bilirim :) 

Kısacası dün, tanıdığım insanlarla yeniden tanıştım. Daha önceleri göremediğim ince ruhlu insanları fark ettim . Ya da odunumsu varlıkların iç yüzlerini görmüş olarak ona göre muamele ettim. Ne hayatı çok hafife almayı ne de tüm yükünü sırtlanmayı, sadece An'ı yaşamayı öğrendim. 

Yani yeniden nefes almayı öğrendim. Sanki uzun süre nefesimi tutmuşum ve yeniden oksijene kavuşmuşum gibi. Ama şimdi her şey çok farklı. Her şey çok değerli benim gözümde. Hayatı geldiği gibi yaşamak gerek. Ve ben nefes almaya devam ediyorum. Ohhh... 


Kemal Ünsaçan 
04•X•12